Koronavirüsün Sözleşmelere Etkisi

0

Koronavirüsün Sözleşmelere Etkisi

KORONAVİRÜSÜN TİCARİ SÖZLEŞMELERE ETKİSİ TBK MADDE 138 VE PARA BORÇLARINDA DURUM

BORÇLUNUN SORUMLU OLMADIĞI SONRAKİ İMKANSIZLIK

E. İfa imkânsızlığı

I. Genel olarak

MADDE 136- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.

Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

TBK m. 136 hükmüne göre; borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

Taraflardan birinin yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen bir mücbir sebebin varlığı halinde, ifanın imkânsızlığına ilişkin hükümler uygulanır. Bu durumda, TBK m. 136 f.2 uyarınca tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, imkansızlık nedeniyle borcu sona eren taraf, karşı edimini isteyemez. Karşı edimini almışsa, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade ile yükümlüdür. İfa imkansızlığının edimin bir kısmına yönelik olması halinde, sadece imkansızlaşan kısım bakımından karşılıklı olarak sorumluluktan kurtulma söz konusu olacaktır (TBK m. 137). Bu noktada TBK m. 137 uyarınca bazı işletmeler yönünden kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamının sona ereceği de belirtilmelidir.

III. Aşırı ifa güçlüğü

MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.

Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.

Koronavirüs Salgını Sözleşmesel İlişkiler Açısından Mücbir Sebep Oluşturabilir Mi?

Mücbir sebebin tanımına ve esaslarına Türk kanunlarında yer verilmediği için, uygulama alanının çerçevesini doktrin ve Yargıtay içtihatları çizmektedir. İlgili Yargıtay içtihatları göz önüne alındığında, mücbir sebebin varlığının her bir somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirildiği ve genellikle -özellikle tacirler açısından- dar yorumlandığı söylenebilir. Bununla beraber, bir olayın mücbir sebep olarak değerlendirilebilmesi için öngörülen şartlar, doktrin ve Yargıtay kararları çerçevesinde aşağıdaki gibi sıralanabilir.

*mücbir sebebin tarafların kontrol alanlarının dışında gerçekleşmiş olması,

*hukuki ilişkinin kurulduğu tarihte mücbir sebebin öngörülemeyecek olması veya olay öngörülse dahi, olayın somut etkisinin bu denli büyük olacağının öngörülememesi,

*tüm önlemler alınmasına rağmen mücbir sebebin sözleşme edimini ifayı imkansız hale getirmesinin önlenememesi, ve

*ilgili olayın sözleşmede mücbir sebep olarak öngörülmüş olması

Bu temel kriterlerin yanı sıra Yargıtay’ın, mücbir sebep oluşturduğu iddia edilen olayın ülke genelinde etkili olup olmadığı, benzer hukuki ilişkilere etkisi ve tarafların tacir olup olmadığı gibi kriterleri de değerlendirdiği görülmektedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 18.01.2010 tarihli ve E. 2009/8727 K. 2010/101 sayılı kararında mücbir sebep için şu şekilde bir açıklama yapılmıştır: “Mücbir sebep, borcun ifasına engel olan ve herhangi bir kimse tarafından alınacak tedbirlere rağmen önüne geçilmesine imkan olmayan beklenmedik, harici ve borçlunun iradesi dışında meydana gelen bir olaydır. Başka bir deyimle, seçilemeyen ve karşı konulamayan bir hadiseyi ifade eder. Borçlu, beklemediği önüne geçemediği ve kendisine isnat olunmayacak bir sebeple borcunu yerine getirememesinden dolayı sorumlu tutulamaz. “

Olay bazlı tespit gerektiren mücbir sebep incelemelerinde yukarıda da yer verildiği üzere beklenmeyen, karşı konulamayan ve harici bir durumun oluşması aranmaktadır. COVID-19 henüz özel olarak bir yargı kararına konu edilmiş olmasa da salgın hali birden fazla kararda kapsam dahilinde kabul edilmiştir. Örnek verilecek olursa Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen E. 2017/90 K. 2018/1259 T. 27.6.2018 sayılı kararda söz konusu durum şu şekilde ifade edilmiştir:

“Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü̈ bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.”

Yargı kararları salgın hastalığı mücbir sebep dahiline almış iken Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen ve kamu sağlığına karşı çok yüksek risk teşkil ettiği belirtilen  COVID-19’un da belirli durumlarda mücbir sebep olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılabilir. Nitekim tarafların salgından önce yapmış oldukları tarihte

COVID-19 salgınını öngörmeleri objektif olarak beklenemeyeceği, görüldüğü üzere salgından kaçınmanın mümkün olmadığı, hemen hemen bütün ülkeleri etkisi altına aldığı, tarafların faaliyet alanı dışında gerçekleşmesi (haricilik) koşullarının gerçekleşmesi sebebiyle mücbir sebep teşkil etmektedir. Fakat hemen belirtmek gerekir ki, salgın tek başına objektif olarak tüm sözleşmeler için mücbir sebep teşkil etmeyebilir. Doğrudan kesin hüküm vermek yerine her somut olay ayrı ayrı incelenerek bireysel olarak mücbir sebep teşkil edip etmediği incelenmesi gerekmektedir.

Burada yapılması gereken ayrım imkansızlık durumunun geçici mi kalıcı mı olduğuna ilişkindir. Sürekli imkansızlık durumunda sözleşmenin ifası herkes için ihtimal dışı kalacak olup sözleşme fesih gerekmeksizin geçersizlik sonucu ile karşılaşacak iken imkansızlığın geçici olması durumunda Yargıtay kararlarında da yer verilen “akde tahammül süresi” dikkate alınacaktır. Örneğin ani edimli sözleşmelerin aksine sürekli edimli sözleşmelerde salgının son bulma durumu göz önüne alınarak geçici imkansızlığın değerlendirilmesi ve belirlenecek akde tahammül süresi boyunca sözleşmenin ayakta tutulması alacaklının sürece yayılmış menfaatinin sağlanması açısından daha daha makul olacaktır. Unutulmaması gereken bir diğer husus ise imkansızlığın niteliği gereği para borçlarına uygulanabilir olmayışıdır. Bu noktada para borcuna özgü olarak imkansızlaşmanın kabul edilmediği de göz önünde bulundurulmalıdır. Para borcunun söz konusu olduğu durumlarda şartları varsa geçici ifa imkansızlığı veya TBK m. 138 uyarınca aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlama gündeme gelebilecektir.

Aşırı ifa güçlüğü ile ilgili olarak

COVID-19’a yönelik alınan tedbirler de etki alanına giren sözleşmelerde temelin çökmesine sebep olmaktadır. Üretimin durdurulmasının tedarik sözleşmelerine olan etkisi veya İşletmelerin kapatılmasının hizmet sözleşmelerine olan etkisi bu kapsamda akla ilk gelebilecek örneklerdendir. Borçlunun tarafı olduğu sözleşme kapsamında vaat ettiği borcunu ifa kabiliyeti; yeni, daha önce tecrübe edilmemiş, hızla yayılan ve yüksek ölümcül etkiye sahip bir salgına karşı ülke ve hatta dünya genelinde alınan tedbirler sebebiyle öngöremeyeceği ve engelleyemeyeceği biçimde güçleşmektedir. Böyle bir durumda borçludan vaat ettiği borcun ifasının beklenmesi yalnızca güç değil dürüstlük kuralına da aykırı olacaktır. BK. md. 138 tam da bu noktada borçluya hakimden uyarlama talep etme hakkı tanımakta ve yalnızca sözleşmeyi ayakta tutmakla kalmayıp hedeflenen hakkaniyetin sağlanmasına da imkan oluşturmaktadır.

Salgın henüz Türkiye’de görülmediği tarihte bile kamu sağlığını koruma amacıyla birçok ülkeden Türkiye’ye olan seferler iptal edildi. Yine Koronavirüs salgınından korunmak için Kültür ve Turizm Bakanlığınca, tüm sanatsal etkinlikler nisan ayı sonuna kadar ertelendi. Gerek bölgesel gerekse Türkiye çapında zorunlu karantina kararı henüz (31 Mart 2020 tarihi itibariyle) alınmadığı için objektif olarak salgının ifa imkansızlığı oluşturduğunu söylemek güçtür. Salgından korunma maksadıyla her gün çeşitli önlemler alınmaktadır. Dolayısıyla salgının çeşitli alan ve sektörlerde yarattığı olumsuz yansımalar, tarafların yaptığı sözleşmeleri ve edimlerin ifası yönünden oldukça önemli sonuçlar doğurmaktadır. Fakat tüm sözleşmeler için salgının tek başına mücbir sebep teşkil etmesinin kabulü mümkün değildir. Ezcümle, COVID-19 salgınının, yapılan sözleşmelerde mücbir sebep teşkil edip etmediği

değerlendirilirken sözleşmenin konusu, tarafları, ifa yeri, yabancılık unsurunun olup olmadığı ve uygulanacak hukuk dikkate alınarak somut olay özelinde değerlendirilmelidir